16 Ağustos 2017 Çarşamba

Yarından Sonra



Bu korkunç, korkmuş bedenin son kalıntıları,
bu derinimizle irtibatı olmayan belirsiz zihin,
bütün evrenin açıklanamayan yüzünün ötesinde,
bu boşluk, karanlık bir boşluk,
kısır bir sessizlik gibi görünen bu yansıma
Sonunda söyleyemeyeceğiniz şeyleri anlamaya,
mucizevi şekiller ve formlarla geniş ve derin bir yerde var olmak,
yazılmamış bir oyun arası çözülürken durmadan nefes alıp vermek
bu bitmeyen meşumun nihai noktası nedir?
bu varlık kendisini "ben" olarak adlandıran bir ölümle sonuçlanacaktır;
geçmiş, bugün ve geleceğin her şeyinin sürüp geldikleri,
beslendiği ve tüketildiği bir temel;
İnsanlıktan güçlü, insanlık dışı bir alem
ve zahmetsiz varlığı nedeniyle çabalayan her şeyin üzerinde egemen kalmak
Ve belki de hepimiz bittikten sonra da devam edecek olan bir çeşit gerçeklik
düşünmek ya da hayal etmek için bir nükte,
bir başka metafizik zeminden uzaklaşmamız daha az acılı, daha trajik görünmüyor
Korku, korku ve çaba için herhangi bir temel olmayabilir;
belirlenemeyen bir soy ve tanımsız bir yarış olamak gibi

13 Ağustos 2017 Pazar

Yarından Önce



Nasıl tutabilirim hayat uykusunun özünü
Yineleyici bir ruhun donukluğuna geri dönmeden?
Fikirler arasında dolaşıp;
Doğum ölüm arasındaki anlamsız döngüleri haklı gösteren,
Yetersizlik duygularımızı ortadan kaldıracak bir arınma arayışımızda,
Mümkün olan her tecrübeyi kullanacağız
Sonsuz bir dağılma geçit töreni,
Derin ve köklü tatmin sağlamayan belirsiz ve kısa ömürlü yanılsama
Dağınıklığın değil,
Yoksul bilincimizin örtülmesi
Ancak tüm bunlar bir aldatmaca,
Bir insan hayatının doğal potansiyelinin indirgemeciliği yanıltabilir
Hayat bir deneyse, belirsizliğin sınırını aşan yalnız yolculuk haline gelebilir
Sadece kılık değiştirilmiş bir ütopik zihniyet biçimi
Hayatımız o kutsal nedenin araştırılması olarak tanımlanabilir
Bütün gaye;
Etrafı siyahlarla çevrili bir kelime olmak

Consistency



İnsanın ötesinde bir çabadır tutarlılık sağlamak
Maske sadece tutarlılığı arzu eden insanlarındır
Korunmak için biriktirilir içimizde cümleler
Yorgunluk götürür bizi şaşkınlıktan monotonluğa
Kanıtıdır varoluştan duyulan korkunun normallik
Bilinen ve tanıdık nesnelerle önemsiz bir karşılaşmadır bilinçlenme
Yönelmeli kaosa ıssız istikrardan kaçarak
Çünkü kurgulanan küçük dünyamızı hep aldattık
İkiyüzlülüğümüz dayanılmaz olmaya başlayınca
Görmezden geldiğimiz dünyaya geri dönmeyi arzuladık
Bir gizemin kucaklaşmasında neyin varolduğunu bilmek istiyoruz
Tutarlılığı kavradıkça kendimizden uzaklaşıyoruz
Yarattığımız sahte yanılsamayı kalıcı olarak terk edemiyoruz,
ancak yasalar,
gelenekler,
diller,
düşünce
ve egoların bozulduğu diğer kıyılarda
çok uzun kalmaktan korkuyoruz.

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Ehven



Nasıl oldu tam olarak asla bilemeyeceğim
Sezgilerimin gerçek bir sınırsızlık ihtimaline 
inanmasıyla başladı sihir
Kaç tane farklı yaşam mümkündür?
Aynı anda kaç pencere var olabilir?
Göz ardı edilebilir özelliklerin nadir koleksiyonu
Bir tanrı uykusunda açılan sadece bir rüyanın görüntüleri; 
Varoluşun aldatıcı görüntü olarak sınırsız zemininde körelmekten başka bir şey değildir
Bu kâbusun temelsiz göreliliğinin ortasında duruyorum
Gerisini bilemeyeceğim

Hatırlıyorum



Hiçliğin masalını hatırlıyorum
çok uzaklardan gelen
De ki;
bilmek acıya yaklaşmak mıdır
ve bu yorgunluk neden dünyayı değiştirmedi?
Her şey boşluğa sürüklenebilir
ve yeryüzündeki küçük mutluluğun yapısını parçalayabiliriz
Bütün bir nevroza erişebilir güneşin altındaki her şey,
çığlıkla bükülür varsayımlarımızın çivileri
Yanılgıya uğrayan sert saydam acıya vurana kadar
kaybedilir boşluk dediğimiz
hatta onu yol boyunca bırakabiliriz
çünkü gerçeğin daha büyük bir noktasından sonra
yürüyebiliriz;
dünya, bir uyku kanatlarından yansıyan boş bir akor olduğunda
ortaya çıkabilir denklem
Hafızanın ötesinde enkaz gibi taşırız dilimizin ucunda
üzüntünün çizgilerle tarif edilen bir yaprağın nasıl sarardığını
ve bizi büyüten anıların perspektiflerini nasıl yakaladığımızı
Sadece sessiz renklerle evrilir gök kubbe altında olanlar
Boşluğu yansıtan bir ayna gibi dokunuruz dünyaya
Geçmişimizi hatırladığımız kadar var oluruz
Belki de temelsiz bir perspektif
Devam edebilir miydik hatıralarımız olmadan?
Yoksa kayıp mi olurdu hafızamız hiçlik fısıltılarında?
Sınırsız kutsal varoluş
Eskimiş sonsuzluk
Ölçülemez bir evrende varolmak
Senaryoda korkunun olmaması gibi
Varoluş cüppeleri içinde sakin bir uyku
göz kapaklarımın akıntılarına yöneldi Hiçlik,
bir piramit karanlığın hassas derinliklerinde
çılgınca dolanan bir kuzgun gibi
başıboş bir siluete karşı duran

28 Temmuz 2017 Cuma

Kuyu IV




Masum bir kuyuya açılır yolumuz, yarının ağırlığı olmadan yanan bir vadi gibi içinde uyuduğumuz. Gerçek gibi eğri ayrıntılarla hantallaşmamış.. İdealimiz, her tarafı görünmez genişliklerle çevrili çalılarla gizlenmiş.. Her zaman düşünceye açık yalnız mütemadiyen reddedilen.. De ki; bu yorgunluk neden dünyayı değiştirmedi? Ve monoton bir rüzgarla sallanır ve titremez bedenimiz… Eğer dünya unutkanlığa döndürülemez bir gemi olsaydı, gerçek ayrımı hiçbir zaman yapılamazdı.. Gördüğümüz ya da hayal ettiğimiz ya da bazen hiç sahibi olmadığımız bu döngü altında ezilir miydik, eğer kürkümüzü ve pençemizi tadı kan olan nehirlere daldırmasaydık? Aslında bilmiyorum, umurumda da değil… Yaşamın kendiliğinden aktığı zaman bir ayrıntının ne anlama geldiğine önem veren, olağanüstü saatlerin tekdüzeliği ile kendimi sarhoş edeceğim. Döngüyü ebedi hayatın iksiri ile birlikte vermek için yeni ayrıntılar doğacak: Aksi halde kendi tiksintime dalacağım ve bir kayıtsızlıktan çok acımasız bir sistemi sürdüreceğim.

Ezel kavramı ve gizemi sınırlarımı aşıyor.. Kendim olmaksızın bu şekilde bir matematiği olan dünyaya istemeden gözlerimi açtım.. Gerçek şu ki benim varlığım önceliğinde bir sistematiği olan karmanın zorunlu olarak uyduğum kombinasyonlarını içselleştirebilmeliyim.. Umutlar öğüten modernitenin hayallerimden çaldığı zamana sattığı başka hayaller temel sağ kalım için zorunlu görünse de ben ütopyam değilim..  Mutluluk ve refah için herhangi bir evrensel çare bulmaya güvenmiyorum, ancak güvensizliğim devam ederken bile, daha iyi bir dünyayı vaat eden bir inanç yaklaşımını daha sağlıklı bir şekilde algıladım. Beklentilerimizin çoğunun düzenlenmesinden korkmuyor muyduk? Yoksa alışkanlık hayal gücümüzü felce uğratmazsa, biz hala düzenlenmiş beklentileri zamana satabilir miydik? Belki de sitemim boşunadır. Meydan okunmayacak kadar güçlü bir sistematiği küçümseyecek kadar kendini dev aynasında görmemeli insan… Dünyaya bağlıyım, ancak benimle dünyanın geri kalan kısmı arasında organize bir karma bağı kuran ve muhtemelen fiziksel olarak veya neredeyse hiç karşılaşmayacağım insanlarla etkileşime girmemi sağlayan bir sistem var.

Yaşamın kaotik bir gizem alanından başka bir şey olmadığı ihtimali keşfedilince bizim tarafımızdan, geçerlilikleri ne olursa olsun, onlar kendi içinde, evrenin bir ahenk içinde olan ritmik görüşlerinin ruhun doyumsuzluğunu gidermesinin ifadeleri olur yaşama tavrımız...  Hayatın belirlediği noktaların hükümranlığında bize ait eğreti çizgiler belirir mistik bir dinginliğe ulanması gereken.. Kendiliğinden bir birlik durumunun doğal bir deneyimi, basitlikte, bir çeşit yenilik yoluyla,  ilerlemeyi ilke edinme acizliğine bizi bulamadığı sürece keyif alırız yürünmesi gereken yoldan.. Geride bırakmamız gerekir yanaklarımızdan öfke gibi damlayan, rüzgarları andıran sert yolcu tavrını.. Anlamsızlaşan bir ışığın pusu temas etmeli ruhumuza ki andığımız yegane yolun ortasında hiçbir anlamı olmayan ayak izlerimiz kalsın.. Yolumuz üzerindeki her şey geçmişin bir yapılandırmasıdır.. Döngünün kırılma noktasına doğru giden bu yolda karşımıza çıkan tüm duraklardan daha parlak bir ruhumuz var bizim...Tek ihtiyacımız yokluğundan doğan şeylere objektif bakabildiğimiz ihtiyatsızlığımız olmalı..

Yırtılan körlükte şekillendiren ruhun oyun oynamalarına dokundum, belirsizlik saltanatı üzerindeki nemli bir bulut gibi kendi kendine şekillendi kaderim, bu yaratılış felsefesi, acı içinde felsefi olarak yanlışlıkla üzüntüsünün enkazı tarafından ortaya çıkarıyor zorunlu dönüşümümüzü.. Yakamozla uyum içerisinde olan göçebe bir ilahi gibi yansıyor karanlık yüzüne ruhumuzun… Bir adım daha!!

Son sessizliğin üzüntüsünü oluşturan, küçük dertleri ve büyük kehanetleri olan çocuklar gibiyiz. Ne istediğimizi hatırlatacak bir çağda yaşamıyoruz… Çektiğimiz acılar bile bulanık..
İnsanların kurguladığı her şeyi içimize atıyoruz ve içimize attığımız her şey bize dönüşüyor, biz oluyoruz: Hepimiz bir noktada olmalıyız. Özlem duyduğum tek şey; Bir parçası olduğum şeyin parçası olduğumu inkar edebilmek ve hatta kurgusal delillerine hepimizin inanabileceği.

İşte burada, putu kendi olan bir toplumun eşiğindeyim, hevesim kalın bir rahatsızlık duygusu altında hapsediliyor ve nihai başlangıca gömülmesi halinde, karanlığın patikalarından acımasızca çekici bir okyanusa doğru akan arzuyu bırakmak için ruhumu küçük paranoyalarla doldurmayı hayal ediyorum;  Zamanı gelince dağılacağım saçma bir sonbahar gibi.. Çarmıhım olmayacak artık pişmanlıklarım… İyi ki doğduk.. İyi ki biz'iz.. 

29 Haziran 2017 Perşembe

Geçiş



Muhtemelen yavaş yavaş unutmaya başlayacağım 
Netameli bir sersemliğe yerini bırakacak hislerim

Yarın belki de;
Büyük bir üzüntüye batmış olduğumu anımsayamayacağım
Kıracak kasvetli iç çekişlerimi serseri bir rüzgâr
Uyuyacağım rüyalarımın içine sürüklenmeyi beklerken, 
İç içe geçmiş yaprakların hemen altında
Hislerimi ölüme itebilecek kadar beceriksizim
Ve sarılmasına izin vereceğim tenime çiyin

Ama zamanın çizgileri içinde bulunmadığımı bileceğim
Gözlerinin saf gölgesi bir şarkı gibi yitip gidecek kaderin çanında

Bugün belki de;
Boşluktan bir duvar öreceğim acıma ikame
Gayrimeşru kılacağım bütün hüzünleri
Kurtulacağım ihtiyat düşkünü bir esaretten
Üzerime sinen, gitmekten korkan ağıt kokusundan
Çökecek içime izlerinle var olan ruhum
Cevapları en az senin kadar ağır sorular, tükenecek